İsrail’de Netanyahu hükümeti 3,5 aylık görev süresince 5 krizle karşılaştı

İsrail’de Binyamin Netanyahu hükümeti, görevde bulunduğu yaklaşık 3,5 ayda başta tartışmalı yargı reformu ve onun yol açtığı kitlesel protestolar olmak üzere 5 ayrı krizle karşı karşıya kaldı.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Netanyahu ile yakın gelecekte görüşmeyeceğini açıklaması, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Filistinlilere yönelik aşırılık yanlısı tutumları ve bunun neticesinde İsrail’in Arap ülkeleriyle normalleşmeyi sürdürme umutlarının azalması hükümetin yaşadığı krizler arasında.

İsrail polisi ile Yahudi yerleşimcilerin ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek ibadet eden Müslümanlara saldırması sahadaki durumu kötüleştirirken, Netanyahu’nun iki devletli çözüm ve Filistin topraklarında yerleşim birimi inşası gibi konularda Avrupa Birliği (AB) ile anlaşamaması, uluslararası alanda İsrail hükümetinin yaşadığı zorluklar olarak öne çıktı.

Netanyahu’nun, İran’ın nükleer dosyasında ilerleme kaydedememesinin yanı sıra İsrailli yedek subayların yargı reformunun ilerlemesi durumunda görev bırakma uyarısı İsrail’in “caydırıcılık politikasına” gölge düşürdü.

Netanyahu iğneyi de çuvaldızı da muhalefete batırıyor

Netanyahu ise bütün bunlar karşısında önceki hükümete liderlik eden İsrail muhalefetini suçlamayı tercih etti.

İsrail Başbakanı, ülkeye yönelik roket saldırıları ve Filistinlilerin eylemlerine ilişkin pazartesi günü yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında eski hükümeti hedef aldı.

Netanyahu, “Ülkemiz saldırı altında ve bu şimdi başlamadı. Geçen yıl Hamursuz Bayramı’nda, Tapınak Dağı’nda (Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya verdikleri isim) benzer provokasyonlar oldu.” diye konuştu.

Önceki hükümet döneminde “terör saldırılarının” iki katına çıktığını savunan Netanyahu, “caydırıcılığı yeniden sağlayacaklarını ve biraz zaman alsa da kendilerine kalan bu sorunları nihayetinde çözeceklerini” söyledi.

Netanyahu, İsrail’in geçen yıl Lübnan ile imzaladığı deniz sınırı anlaşmasına ilişkin ise şunları söyledi:

“Önceki hükümet, Hizbullah ile karşılığında hiçbir şey almaksızın, devlet topraklarını ve gaz rezervlerini düşmana teslim ettiği bir anlaşma imzaladı ve bu teslimiyet anlaşmasının, terör örgütüyle çatışmayı uzak tutacağını söyledi. Ama tam da uyardığımız gibi oldu, aksine saldırılar arttı ve caydırıcılık zarar gördü.”

Netanyahu, kötüleşen durumdan muhalefeti sorumlu tuttuğu konuşmasında, “Artık bizim zamanımız, bizim sorumluluğumuz. Beni tanıyorsunuz, düşüncesizce hareket etmem. Daha önce de yaptığımız gibi düşmanlarımızı yeneceğiz.” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 29 Aralık 2022’de göreve başlayan Netanyahu hükümetinin bu kısa sürede karşılaştığı 5 kriz şöyle:

Yargı reformu neticesinde yaşanan iç kriz ve kitlesel gösteriler

Netanyahu hükümetinin yargı reformuyla İsrail Yüksek Mahkemesinin yetkisini azaltmaya yönelmesi ülkede 14 hafta önce başlayan ve ne zaman sona ereceği belli olmayan kitlesel gösterilerin fitilini ateşledi.

Yüz binlerce İsraillinin katıldığı protestolarda, yatırımların ülkeden çekileceği ve iç savaş korkusuyla yedek subayların görevlerini yerine getirmeyi reddettiği uyarıları yapıldı.

Şiddetli sokak protestoları ve devlet kurumlarındaki muhalefet Netanyahu’ya geri adım attırdı.

Netanyahu, liderlik ettiği koalisyonun çoğunluğu oluşturduğu İsrail Meclisinde, 5-13 Nisan’da Yahudilerin kutladığı Hamursuz Bayramı sonuna kadar yargı reformunu ertelediğini duyurdu ve Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un ev sahipliğinde muhalefetle müzakerelere yeşil ışık yaktı.

Buna karşın Netanyahu’nun yargı reformundan hemen vazgeçmeye niyetli olmadığını düşünen muhalefet, müzakerelerin gölgesinde geniş çaplı gösterilere devam ediyor.

Hükümet ve muhalefetin uzlaşmaya varamaması durumunda ülkede anayasal bir krizin patlak vermesinden endişe ediliyor.

Güvenlik krizi

İsrail Hava Kuvvetleri’nin yanı sıra özel kuvvetler ve istihbaratta görevli yüzlerce yedek subayın, Yüksek Mahkeme’nin zayıflatılması halinde görevlerini bırakacakları uyarısıyla yeni bir kriz doğdu.

Hava Kuvvetleri’nin operasyonel karargahında kontrol, komuta, planlama ve istihbarat gibi önemli roller üstlendiği ifade edilen 100’ü aşkın yedek asker, 23 Mart’ta, yargı düzenlemesini protesto amacıyla başlatılan boykota katıldığını açıkladı.

Ülkede yedek subayların yargı reformuna karşı bu hamlesiyle İsrail ordusu da kendini ilk kez iç siyasetin içinde buldu.

Güvenlik yetkilileri ve uzmanlar, daha önce benzeri yaşanmayan bu gelişmenin, İsrail’in “caydırıcı gücüne” olumsuz etkisinin olduğunu ve yakın zamanda yapılacak herhangi bir askeri planı etkilediğini ifade ediyor.

İsrailli analistler, bu gelişmelerin, Netanyahu’nun siyasi ve güvenlik hamlelerini, İran nükleer dosyası meselesine yoğunlaştırmasına da mani olduğunu düşünüyor.

İsrail ile ABD arasında esen soğuk rüzgarlar

İsrail’de kitlesel gösterilere yol açan “yargı reformu”, Netanyahu ile ABD Başkanı Biden arasındaki anlaşmazlığı da gözler önüne serdi.

Biden’ın, Netanyahu’nun Beyaz Saray’a davet edilip edilmeyeceği sorusuna “Hayır, yakın zamanda değil” cevabını vermesiyle, Washington ve Tel Aviv arasında esen soğuk rüzgarlar gün yüzüne çıktı.

İsrail’de bir hükümet kurulduktan kısa süre sonra başbakanı Beyaz Saray’a davet etmek, ABD başkanlarının sıklıkla yaptığı bir şeydi. Ancak Biden, İsrail hükümetinin kurulduğu ilk haftalarında Netanyahu’ya herhangi bir davet göndermedi.

Biden ile Netanyahu arasında yapılan telefon görüşmelerinde yakın zamanda görüşme olacağı bilgisi verildi, ancak bu görüşme tahmin edilen zamanda gerçekleşmedi.

Tartışmalı yargı düzenlemesi nedeniyle İsrail’deki gelişmelerden endişe duyduğunu belirten Biden, bu konudaki mesajını Netanyahu’ya ülkesinin İsrail’deki büyükelçisi yoluyla iletirken, İsrail’in iç işlerine karıştıkları yönündeki iddiaları ise reddetti.

Nitekim Washington, Netanyahu’nun, yasa dışı yerleşim birimleri ve İsrail-Filistin arasındaki iki devletli çözüme ilişkin izlediği politikadan ve tartışmalı yargı reformundan duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirdi.

Filistin topraklarında artan gerilim

Filistinlilere yönelik ırkçı eylem ve söylemleriyle tanınan, Yahudi yerleşimlerin destekçisi aşırı sağcı bakanlar Smotrich ve Ben-Gvir’in, Netanyahu’nun 2022 sonunda kurduğu koalisyon hükümetinde görev almasıyla işgal altındaki Filistin topraklarındaki gerilim tırmandı.

Ancak Netanyahu’nun, Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir başkanlığındaki Yahudi Gücü Partisine ve Maliye Bakanı Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm Partisine ihtiyacı olduğu biliniyor. Bu partilerin ayrılması ve hükümetin düşmesi durumunda Netanyahu’nun rüşvet, yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla yargılanmasının yolu açılabilir.

Filistinlilere karşı izlenen sert politikalar neticesinde bölgede tansiyon yükselirken, İsrail’in 2020’de Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Sudan ve Fas’la imzaladığı ve daha sonra başka Arap ülkeleriyle genişletmek istediği normalleşme anlaşması planları da akamete uğradı.

İki yılı aşkın süre önce İsrail’le ilişkilerini normalleştiren bu ülkeler de Mescid-i Aksa ihlalleri başta olmak üzere Tel Aviv’in Filistinlilere yönelik politikaları nedeniyle birçok kez Netanyahu hükümetini kınayan açıklamalar yaptı.

Avrupa Birliği’nin İsrail’le “yerleşim” anlaşmazlığı

İsrail hükümeti, işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria’daki uluslararası hukuka aykırı Yahudi yerleşim birimlerine karşı çıkan AB ile ilişkilerinde de sorun yaşıyor.

İsrail, mart ayında, AB’den, “ülkenin iç anlaşmazlıklara müdahale etmemesini” istemiş, AB ise İsrail’in iç işlerine müdahale edildiği suçlamasını reddetmişti.

Bu ihtilaf, İsrail’in Filistin topraklarındaki illegal yerleşim faaliyetleri ve işgal altındaki Kudüs başta olmak üzere Batı Şeria’da Filistinlilere ait evlerin yıkılması ve tahliye edilmesi yönünde izlediği politikayla ilgili taraflar arasında zaten var olan mevcut anlaşmazlığı büyüttü.

İsrail’de iç savaş ihtimali

Öte yandan, İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından geçen ay yürütülen araştırma sonucuna göre, ülkede şiddetli bir iç savaş çıkma olasılığının kuvvetle muhtemel olduğunu düşünenlerin sayısında artış var. Ancak çoğunluk hala bunun pek muhtemel olmadığına inanıyor. Sol kesimde, “iç savaş ihtimali yüksek” diyenlerin oranı merkez ve sağa göre daha fazla.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yarısı, Netanyahu’nun “yargı reformuna” karşı düzenlenen gösterilere destek veriyor.

Maliye Bakanı Smotrich’in “Filistin halkı diye bir şey yoktur” açıklamasına sol ve merkezin çoğunluğu katılmazken sağda ise sadece azınlık bir kesim buna itiraz ediyor.

İsrail’in tartışmalı yargı reformuyla ilgili ABD’nin bakış açısını göz önüne alıp almaması gerektiği konusunda da İsrail kamuoyu yine ikiye bölünmüş durumda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir